Sosyal Medyada
Şeyh Hasanlılar

www.facebook.com/ groups/seyhhasanlilar
www.facebook.com/ groups/seyhhasanlilar
twitter.com/seyhhasanlilar
twitter.com/seyhhasanlilar
www.youtube.com/ seyhhasanasireti
www.youtube.com/ seyhhasanasireti

Şeyh Hasan Derneği

Şeyh Hasan Derneği
Şeyh Hasan Derneği

Dost Siteler

www.kemteryusuf.com
www.kemteryusuf.com
www.abbastan.com
www.abbastan.com

Son Dakika Haber

Popüler Son Haberler Videolar Resimler çalışmalarımıza destek olun info@seyhhasanlilar.com www.seyhhasanlilar.com www.seyhhasanlilar.com

İletişim

www.seyhhasanlilar.com/bize-ulasin
www.seyhhasanlilar.com/bize-ulasin

Ziyaretçi Defteri

www.seyhhasanlilar.com/ziyaretci-defteri
www.seyhhasanlilar.com/ziyaretci-defteri

Siteye kaç kişi giriş yaptı

Siteye kaç kişi giriş yaptı

Web Sayfasını Paylaş

Duyuru ve Haberler

Popüler Son Haberler Videolar Resimler çalışmalarımıza destek olun info@seyhhasanlilar.com www.seyhhasanlilar.com www.seyhhasanlilar.com
Haber Bülteni

Şeyh Hasanla ilgili en yeni Haberleri kaçırmayın

Pir Sultan Abdal
Pir Sultan Abdal
Duyuru ve HaberlerŞEYH HASAN OCAĞI VE AŞİRETİ SAYFASINA HOŞ GELDİNİZ İletişim admin@seyhhasanlilar.com

Seyyid Rıza'nın Hayatı ve Soyu

Seyyid Rıza
Seyyid Rıza

Seyyid Şeyh Ahmed Tûbî (Tavil/Yesevî)

Seyyid Şeyh Hasan 

Seyyid Hakkverdi

Seyyid Allahverdi

Seyyid Hüdaverdi

Seyyid Abbas

Seyyid Kara Süleyman (Kirmil Ziyareti)

Seyyid Ali Şir (Arser)

Seyyid Mursî (Musa veya Mûrtezâ)

Seyyid Mustafa

Seyyid Süleyman

Seyyid İbrahim

Seyyid Rıza

 

Seyyid Rıza; Hozat’ın Sin Nahiyesine bağli Ağdat Köyü’ndendir. Seyyid Rıza; Dersim yöresinin büyük rehber  seyyidlerinden olup, aynı zamandaYukarı Abbasân Uşağı oymağının da reisi olmasına karşın diğer aşiretler üzerinde de saygın bir otoritesi vardır. Kendisi çok defa Vivalik’ta  ve bazen de  Sosan Kale’deki  evinde oturur. Dersim’e ait işleri  Vivalik’te görür. 
 
Seyyid Rıza’nın Sosan Kalesine  yakın VANK isminde bir köyü vardır. Bu köyün müstahkem kilisesinde; alt tarafi gümüş savatlı, üst tarafi altın yaldızlı  tahminen iki kilo sikletinde  bir HAÇ  vardır. Bu haçın ortasında  muhaddep bir cam  içinde fındık tanesi kadar  bir nesne vardır. Bu nesne  İMAM  HÜSEYİN’in  baş parmağı’nın kemiğidir. Denmektedir ki yukarıda anlattığımız söylenceyle birbirine karıştırılmaktadır.
Seyyid Rıza’nın Dersim Hareketi sırasında, Kasım 1937 ayında Çadırında bulunan  tüm şahsi eşyalarına el konarak Ankara’ya getirilir. Bu eşyalar arasında olanlardan bazılarının o günkü gazeteler yazarlar ve şunlardır:
“Kuran, Hadis, Ayet, Enami Şerif, Mahmudiye, Siyeri Nebi, Keşkül, Mavi boncuklar, içinde hayat iksiri bulunan renkli testi, Ekberi Meşlahi, vs., ayrıca kitaplar, Beyyüz sayfalık Almanca lügat, çeşitli boy boy haç (renkli İstavrozlar), İsa’nın başparmağının kemiği olan “Eizzei Nasra” bir kutu (bu kutu kapalı olup hiç açılmamıştır). Ermenice yazılı olan Taçlar, (Taçları kim yaptırmış neden yaptırmış malum değil), Diş tedavisinde kullanılan kerpeten takımı vs... (8 İkinciteşrin Haber ve 11 İkinciteşrin Kurun Gazeteleri) (124)
Gazetelerdeki bu eşyaların öykülerini Seyyid Rıza’nın yıllarca yanında bulunmuş Hasan Karataş ve o dönemdeki olayları yakından bilen Süleyman Öztürk gibi yaşlı Tunceli’lere sorduk. Aldığımız cevap şöyledir:
Seyyid Rıza kıyametli eşyalarını Venk Kilisesindeki keşişe emanet olarak bırakırdı. Dersim Harekatında bu kilise yerle bir edilmeden önce (bazı anlatan ise 1915 yılında ki, Ermeni sürgününde demekteler) Kilise’in Papazı ya da Keşişi; Seyyid Rıza’nın altın, para, şecere, berat, kitap, İmam Hüseyin’in altın kutuda ki parmağını ve kilisenin kiymetli eşyalarını kaçırarak hepsini Seyyid Rıza’ya teslim eder. Bu eşyalar Seyyid Rıza teslim olduğunda bütün bu eşyalara devlet el koyarak Ankara’ya götürürler. Kutudaki parmak İsa peygamberin değil, Tevhid Duazimanında da geçen Keşişin Yezit’den satın aldığı İmam Hüseyin’in “Mühr-ü Yüzük Parmağı”dır. Ankara’ya götürülen eşyalar arasında Şeyh Hasan Ocağı’nın Şecere ve Beratları da vardır. N.Dersimi’ye göre ve yanında bulunmuş yaşlıların anlatımına göre: Medrese eğitimi ve öğretimi görmüş olan Seyyid Rıza; Arapça, Farsça, Ernenice, Türkçe, Kürtçe, Dersimce bilen alim bir zattır.
Ermeni mezalimi ile ilgili Dr.Nuri Dersim şunları yazmaktadır: “Seyyid Rıza bana aynen şu olayı anlatmıştı: [Erzincan’dan itibaren..... Ermeni zülmünden kurtarmaya başlayarak  ve Ermenileri kovalayarak Deli Halit Bey’le birlikte Kara Kazım Paşa’dan önce Erzurum merkezine 27 Şubat 1918’de varmıştık. Oldukça büyük ve tamamen ahşaptan yapılmış olan bir binanın içerisinde ki, erkek, kadın, çocuğun bu binada ve canhıraş bir tarzda ateş duman içerisinde yanmakta olduğunu ve binanın dış kapısı altından yanmakta olan zavallıların kanlarının ve bedenlerindeki suların akarak adeta bir dere oluşturduğunu gözlerimle gördüm. Hayatımda bu gibi felakete ve acı verici bir sahneye rastlamadım.... hüngür hüngür ağlamaya başladım.”(124.a)    
Seyyid Rıza 1914/18 yılarında Şeyh Hasananlı Aşiretinden oluşturduğu askerleriyle birlikte vatanı savunmak için Ruslara karşı Doğu Cephesinde savaşmıştır. Hacı Bektaş-ı Postnişini Ahmet Cemalettin Celebi’nin Mücahidin Alaylarına gönüllü askerler toplamış maddi ve manevi yardımda bulunmuştur. 16 Şubat 1916’da Erzurum kaybedilir, 3 Temmuz 1916 da Erzincan’a Osmanlı ordusu geri çekilir. 6 Temmuz’da Rus Süvarileri Erzincan-Trabzon yolunu tutar. Ekim Devrimi sonrası 18 Aralık 1917’de Ruslarla ateş kes imzalanıir. 13 Şubat 1918 tarihinde resmen Erzincan alınır. İşte, bu dönemde Seyyid Rıza cephelerde Ruslara karşı savaşmaktadır. Bu dönemde Seyyid Rıza bölgedeki Vali ve komutanlarla cephede yazışır. Bu konu da yöredeki bazı aşiret reisi olan ailelerin ellerinde bulunan belgelerden anlaşılmaktadır. Seyyid Rıza; Rusya ile anlaşma sonrası köyüne döner. Anlatılanlara göre; savaş dönüşü kendisini karşılamaya gelmeyen ağa kızı olan birinci  karısına kızarak, ikinci eşi olacak Besi adlı kız ile evlenir. 
Seyyid Rıza; 10.10. 1924 ve 12.1.1925  tarihleri arasında “Kürt Ayaklanması” konusunda doğu bölgesinde yapılan toplantılara katılmayarak tavrını koymuş ve kendiyle görüşmelere gelenlere de  “isyan”ın yanlışlığını vurgulamıştır.  1925’ te Elazığ’ı işgal eden Şeyh Sait yanlılarından Şeyh Şerif silahlı kuvvetlerine karşı; Hüseyin Doğan Dede ve Seyyid Rıza kuvvetleri  Nisan 1925’te taaruz ederek şehirden uazaklaştırarak, Palu’ya doğru sürmüşlerdir.  

Vatan savunması yapan Seyyid Rıza; I.Dünya Savaşı ve İstiklal Savaşı’nda büyük yararlılıklar göstermiştir. Seyyid Rıza’nın tarihsel olarak siyasi tavrına  ve başardığı işlere bakarak “Dersim Olayları”nı değerlendirmemez gerekir. 

Dersim bir isyan değildir. Abdullah Paşa gibi ordudaki bazı generaller ve bölgedeki subaylar ile Celal Bayar’ın yanlış politikalarının sonucunda bu dururn olmuştur. Seyyid Rıza Atatürk’e telgraf çekmiş, görüşmek istemiş o dönemdeki bazı devlet adamlar, Atatürk’ün çevresindekiler bunu engellemişlerdir. Seyyid Rıza kendiliğinden, güvence alarak teslim olması ve yetkililerin af edileceğini söylemelerine karşın, Elazığ’da 45 gün tutulduktan sonra, Abdullah Paşa’nın emri üzerine asılmıştır. Verilen sözler tutulmamıştır...Yaş haddini geçmesine karşın   alalacele idam edilmiştir.

26 Eylül 1937 tarihli Cumhuriyet Gazetesi Seyyid Rıza’nın kırk yaşındaki ikinci eşi Besi (Bese,Besek Hanım) Hatun’u şöyle tanımlamakta ve tasvir etmektedir:

“Besi, genç ve güzeldi, tam manasıyla bir dağ dilberi idi.. Besi uzun boylu ve zeki idi.. fettan ve füsünlü dağ güzeli harikulede cesurdu.. Başında gümüş bir tac, açık naziyesini yarım kutur çevreleyen ziynet altunların kenarlarından sarkan parlak siyah zülüfleri, hakikaten Besi’ye hususi bir ihtişam vermiştir. Üzerinde Şam kotnisinden üç etekli bir entari, kısa ve gümüş sırmadan işlemeli bir çepken vardı. Ayaklarında Erzincan kunduraları, başında vücudun kısmi ulyasını tamamen kaplamış ağır ipekten bir puşu taşıyordu... Seyyid’in karısı Ana’dır, ve Anaya Ana olarak bakılır.. Besi’nin bu fitri ve boyasız güzelliği harikulade keskin bir zeka da inzimam etmişti...

En muğlak işlerde derhal Besi’nin zekasına müracat edilir, ve istifadeye çalışılırdı... Aşiret içinde sayılır bir otorite iktisab etmişti.. Besi, dişi bir kaplanın cesur ve cesaretinde idi.. Seyyid Rıza ve ailesine karşı olanlara ilk kükreyen ve silaha sarılandı.. maktul düşmüştür.

Gazete öldüğünü yazmaktadır. Konuştuğumuz bazı yaşlı Tuncelililer Bese’nin ellili yıllara kadar gizli bir şekilde başka bir adla yaşadığını söylemişlerdir. Hatta Seyyid Rıza’nın güvendiği adamlarindan biriyle anlaşmalı nikah kıyarak karı-koca olmadan Elazığ’da oturduklarını söylemektedirler. Doğruluğuna dair herhangi bir kanıt yoktur. 16 Kasım 1937 tarihli Cumhuriyet Gazetesi; Seyyid Rıza’nın foterli görkemli bir fotoğrafını yayınlayarak, haber olarak da altı kişiyle Elazığ’da idamını duyurur. Bazı gazete ve kitaplarda ise; Seyyld Riıza 16 Eylül’de Elazığ’a getirilir. 10 Kasim 1937’ye kadar mahkeme sürer. 15 Kasım 1937 sabahı Elazığ Buğday Meydanı’nda on kişiyle birlikte idam edilir. Seyyid Rıza’niın idamıyla ilgili, Cemal Şener (Nefes Dergisi 8.sayı /1994’de) şunları yazmaktadır:

Dersim’in büyük dedelerinden Seyyid Rıza’nın idamını dönemin İçişleri Bakanlığı Bölge Müfettişi İhsan Sabri Çağlayangil anılarında şöyle anlatıyor. (Olay Elazığ’da geçiyor)    

“Biz Seyyid Rıza’yı aldık. Otomobil’de benimle polis müdürü İbrahim’in arasına oturdu. Jeep Jandarma Karakolunun yanında ki meydanda durdu. Seyyid Rıza sehpaları görünce durumu anladı . 
 
- Asacaksınız, dedi ve bana döndü.

- Sen, Ankara’dan beni asmak için mi geldin? 

Bakıştık. İlk kez idam edilecek bir insanla yüz yüze geliyordum. Bana güldü.
Savcı namaz kılıp kılmayacağını sordu. İstemedi. Son sözünü sorduk.
- Kırk liram ve saatim var. Oğluma verirsiniz. Dedi.
Bu sıra da Fındık Hafiz asılıyordu. Asarken iki kez ip koptu. Ben, Fındık Hafız asılırken görmesin diye pencerenin önünde durdum. Fındık Hafız’ın idamı bitti.
Seyyid Rıza’yı meydana çıkardık. Hava soğuktu ve etrafta kimseler yoktu. Seyyid Rıza, meydan insan doluymuş gibi sessizliğe ve boşluğa hitap etti:                                               
 
“EVLADI KERBELAYIK!... BÎHATAYİK. AYIPTIR. ZULÜMDÜR!..CÎNAYETTÎR!...,, dedi.
Benim tüylerim diken diken oldu. Bu yaşlı adam rap-rap yürüdü. Çingene’yi itti. İpi boynuna geçirdi. Sandalyeye ayağı ile bir tekme vurdu. İnfazını gerçekleştirdi ... »

Seyyid Rıza'nın torunu Sayın Rüstem POLAT’ın yaklaşık on yıl kadar önce bana verdiği bilgilere göre bu şecere babadan oğula aşağıdaki gibidir:

 

Şeyh Ahmed Dede

Şeyh Hasan

Hüdaverdi

Allahverdi

Hakkverdi

Abbas

Kara Süleyman

Ali Şir

Ali Şir

Musa

Mustafa

Baba (İbrahim)

Süleyman

Seyyid İbrahim

Seyyid Rıza

Baba (Seyyid İbrahim)

Ali Rıza POLAT

Rüstem POLAT

 

Seyyid Rıza'nın oğlu Baba’nın POLAT ve Ali Ekber adında iki oğlu olduğu söyleniyor. Rüstem POLAT, bu iki kardeşten Ali Ekber’in oğludur. Yukarıdaki şecerede bazı adların çokluğu dikkat çeker. Şecerede üç adet Hakkverdi (Hakkverdi, Hüdaverdi ve Allahverdi), iki adet Alişir, iki adet de Süleyman adı geçmektedir.

 

Hüseyin Çağlayan'ın kendisiyle yaptığı söyleşilerde Seyyid Rıza'nın kızı Leyla Hanım aşağıdaki bilgileri vermektedir:

Şeyh Ahmed Dede 

Kara Süleyman

Kara Süleyman’ın kendisiyle birlikte öldürülen oğlu

Öldürülen oğulun Seyyid Musa adındaki oğlu

Seyyid Musa’nın oğlu

Adı bilinmeyen bu oğulun çocukları Seyyid İbrahim ve Seyyid Laşer

Seyyid İbrahim

Seyyid İbrahim'in oğulları Seyyid Ağa, Seyyid Keko, Seyyid Hıdır ve Seyyid Rıza

Dört kardeşin en küçüğü olan Seyyid Rıza

Seyyid Rıza'nın çocukları Seyyid Hasan, Baba (Seyyid İbrahim), Seyyid Hüseyin ve Leyla.

 

Bu şecere Seyyid Rıza'nın burada adı geçen ve hâlâ hayatta olan kızı Leyla'nın verdiği bilgilere dayanmaktadır.

Leyla Hanım, bahsi geçen söyleşide sık sık "Khalıke ma Şıx Hesen" derse de, onun şeceredeki yerini belirtmez.

Dersim rivayetlerine göre Şeyh Hasan'ın Şeyh Ahmed Dede’nin oğlu veya torunu olması gerekir.

Kızı Leyla'ya göre, "Şeyh Ahmed Dede" Ovacık’a götürülüp öldürülmüştür. Kara Süleyman’ın da, Neşet Paşa zamanında oğlu ile birlikte Ovacık’a götürülüp öldürüldüğünü ve orada toprağa verildiğini söylemektedir.

Neşet Paşa’nın adı kaynaklarda 1907-1908 Dersim tenkiliyle ilişkili olarak geçer. Harput Redif Livası kumandanı olduğu 1907‘de dört koldan Dersim’e girer. 1908 darbesi ve sonrasında Dördüncü Ordu Müşiri'dir. 1908‘de bir kez daha Dersim tedibiyle görevlendirilir.

Kızı Leyla'nın verdiği bilgi doğru varsayılırsa, Kara Süleyman'ın 1907 veya 1908'de katledildiğini düşünmek gerekir ki, o takdirde Leyla Hanım'ın verdiği şecerede Şeyh Ahmed Dede ile Kara Süleyman arasında bulunması gereken çok sayıda kuşak atlanmış olmaktadır.

Kızı Leyla’ya göre Seyyid Rıza’nın asıl adı "Ali Rıza"dır. Kendisine “Kokım“ olarak da hitap edildiğini aktarmaktadır.

Cedlerinin Malatyalı olduğunu ve oradan geldiklerini söyleyen Leyla Hanım, Seyyid Rıza'nın kendi çağdaşı olan "Şeyh Hasan Dede" adında bir Malatyalı ile sık görüştüğünü, bir keresinde onunla birlikte taliplerini ziyaret etmek üzere Urfa'ya gittiğini anlatmaktadır.

Leyla Hanım'ın anlatımındaki “Şıx Hemed Dede korr kero!“ veya “Ya Şıx Hemed Dede“ tarzındaki ifadelere dikkat edilmelidir. 

 

Yukarıdakilerle birlikte değerlendirilmek üzere Seyyid Rıza'nın şeceresi hakkında bu kaynakta verilen sınırlı bazı bilgileri de aktarmakta yarar vardır. 

Şeyh Süleyman

(...)

(...)

Seyyid İbrahim

Seyyid Rıza

Seyyid Hasan

 

Buradaki "Şeyh Süleyman"ın (Kara Süleyman) adı Naşit Hakkı Uluğ’da "Kara Süleyman Sultan" olarak geçer ve kendisinden 1860‘lı yıllar bağlamında söz edilir. Jandarma Umum Kumandanlığı'nın "Dersim" adlı yayınında Seyyid İbrahim'in Vidin’de sürgünde iken öldüğü kayıt edilir.

Aynı kaynağa göre Çarekli Şah Hüseyin de 1861‘de Vidin’de sürgündür.

 

Seyyid Rıza'nın şeceresi konusunda buraya aktarılan bilgiler hayli eksiktir.

Kesin bir değerlendirme yapabilmek için başka verilere ihtiyacımız vardır.

 

Ayrıca Karabaliuşağı'dan rahmetli Ali Aziz Gangotan'da bulunan Seyyid Rıza'nın şeceresi şöyledir:

 

Seyyid Şeyh Ahmed Tûbî (Türbesi Şeyh Hasan Köyü'ndedir)

Seyyid Şeyh Hasan (Şeyh Hasanlıların ceddi)

Seyyid Hakkverdi

Seyyid Allahverdi

Seyyid Hüdaverdi

Seyyid Abbas

Seyyid Kara Süleyman (Kirmil Ziyareti)

Seyyid Ali Şir (Arser)

Seyyid Mursî (Musa veya Mûrtezâ)

Seyyid Mustafa

Seyyid Süleyman

Seyyid İbrahim

Seyyid Rıza

 

Not: Seyyid Ahmed Tûbî ile Şeyh Hasan arasında isim eksikliği vardır. Sanırım burada sadece özet halinde Seyyid Rıza'nın Şeyh Ahmed Dede'ye mensubiyeti izah edilmiş. Ayrıca Bodik Vesikalarına göre Seyyid Rıza'nın ceddi Seyyid Abbas Şeyh Hasan'ın 1. kuşaktan oğludur ama burada 3 isim daha mevcuttur.

Seyyid Rıza

BU HABER HAKKINDA YAPILAN YORUMLAR. YORUM YAZ

Yorum yazın

Yorumlar: 4

  • #1

    murat (Pazar, 24 Kasım 2013 15:48)

    Merhabalar.. ben seyit rızanın torunuyum. Rüstem polat ve babam amca çocuğu olurlar. belge çalışmaları nasıl gidiyor. Dedemiz Şeyh ahmet dedenin tam seceresi elinizde mi? Bodik seceresi güvenilir mi? osmanlı tasdikli mi?

  • #2

    admin@seyhhasanlilar.com (Salı, 26 Kasım 2013 13:30)

    Merhaba Murat Bey,
    Belge calismalarimiz devam ediyor.Ayrintili bilgiler icin lütfen bizimle irtibat kurun ilginizden dolayi tesekkürler.

  • #3

    mürsel dedenin oglu hasan erden (Perşembe, 20 Mart 2014 16:53)

    şeyh ahmed dede ocağına mensubun belge calışmaları nasıl gidiyor dedemiz seyhahmet dedeninseceresi doğrumu osmonlı tasdiklimi yazarsanız sevinirim allah yardımcınız olsun

  • #4

    Mehmet (Salı, 22 Temmuz 2014 20:19)

    Ya dostlar yemin ediyorum bu yazıları okuyan kör oldu. Şu anda kör kör yazıyorum :) Şaka bir tarafa yazıların rengi ve zeminin siyahlığı bu sitedekileri okumama engel oluyor. Bir paragraftan fazlasını okuyamıyorum. Zemin siyah yerine beyaz yazılar ise siyah olsun. Kolaylıkla okunabilir o zaman. Emeklerinize sağlık...

  • loading

Web Sayfasını Paylaş

Bu sitede kullanılan yazılar, resimler veya görüntüler izin alınmadan KOPYALANAMAZ veya KULLANILAMAZ. Copyrights © 2013 WWW.SEYHHASANLILAR.COM.İletişim admin@seyhhasanlilar.com.Tüm hakları saklıdır.